Yukarı Çık
Lanetli Bir Aşk Hikâyesi: Sahipli

Lanetli Bir Aşk Hikâyesi: Sahipli

Korku ve sevgi birlikte var olamaz.”

Jiddu Krishnamurti – Korku Üzerine

Dijital platformların ilk korku dizisi Sahipli, 2017’nin ilk aylarında BluTV’de yayınlanmıştı. Türk sinemasında, 2000’lerden önce seyrek rastlanan bu türün örneklerini, yeni medyalar içinde görmek sevindirici bir durum. Sinemada da korku türünün önde gelen ismi Alper Mestçi’nin gerçekleştirdiği bu ilk denemeden sonra umarız ki korku dizileri nicelik ve özellikle nitelik bakımından artış gösterir.

Sahipli, Türk sinemasının son yıllarında korku türünü ele geçiren cin furyasıyla dirsek temasını kaybetmeyen bir dizi. Yönetmen ve senarist Alper Mestçi’nin sinemadaki işlerine bakacak olursak Kanal-i-zasyon ve Sabit Kanca serisi hariç tüm yapımları da zaten bu furya içinde değerlendirilecek işlerdir. Cin furyasının temel problemi olan insan faktörünün göz ardı edilişine karşılık Sahipli, bununla baş edebiliyor. Yoksa bir bebeğin üzerine durup dururken koca bir gardırobun düşüyor oluşu[1] hiçbir dramatik yapı içinde normal karşılanamaz. Bu bakımdan Sahipli, karakterlerin geçmişlerine dair bilgilerin seyirciye verildiği ve böylece onları psikolojik temellerle okumaya elverişli bir evreni seyirciye sunuyor. Zaten dizi de seyirci için bu şekilde cazip hale geliyor. Ses, kurgu ve görüntü efektleriyle korku seyircisinin filmden aldığı hazzı beslemek için ucuz yöntemler geliştirmiyor, daha doğrusunu sırtını bütünüyle buna dayamıyor. Gerçek anlamda bir hikâye oluşturuluyor. Her ne kadar dört başı mamur bir korku dizisi/filmi/hikâyesi tanımı, Sahipli için fazla gösterişli ve polyannacı bir yaklaşım olsa da dizinin başarısız olmayan bir ilk deneme olduğunu söyleyebiliriz.

Sahipli tür kodları içinde “korku” içine giren bir yapıya sahip olsa da dizi, dramayı elden bırakmayan bir hikâyeye sahip. Zaten adından ve ilk bölümlerinden anlayacağımız üzere Sahipli, bize sürpriz bir hikâye sunmak için yola çıkmıyor. İki insan arasındaki kader bağını egzajere ederek korku teması içinde kodluyor. Nasıl biz bir korku hikayesi izliyorsak bu iki aşığın romantik öyküsü biçiminde hazırlanabilirdi, zaten aşkın hangi biçimi lanetli değildir öyle değil mi? Daha doğmadan ya da bir başka anlamda yeryüzüne inmeden ruhları metafizik bir evrende ya da üst bir dünyada birleşen kadın ve erkeğin öyküsü Antik Yunan’dan süregelen mitik bir anlatıdır. Platon’un Şölen’inde anlatılan duruma göre erkek ve kadın, önceden tek bir bedenin iki yarısını oluştururlarmış. Ancak bu ilkel insan tipi bir gün Tanrılara saldırdığında Zeus onları lanetler. Bedeni ikiye bölüp, onu diğer yarısını aramaya mahkûm eder. Böylece insan hayatını diğer yarısını arayarak geçirir. Carl Gustav Jung’un ortaya attığı anima-animus terimleri de aslında bu mitolojik aşk hikâyesine dayanır. Anima, erkek benliği içindeki kadın tarafını, animus da kadın içindeki erkek tarafını sembolize eder. Tekrardan Antik Yunan’a dönecek olursak aşk kavramı üç kola ayrılırdı: Agape, love ve amour. Türkçe’de hepsinin karşılığı aşk olsa da Antik Yunan’da arada belli biçimsel farklar vardı. Platon’un aktardığı öykü aslında agape kavramına uygun olan bir aşk öyküsüdür. Agape genellikle bizdeki tasavvufi aşk fikriyle özdeşleştiriliyor olsa da yalnızca buna karşılık gelen bir kelime değildir. Dünyayı beraber de paylaşabilme ve mitik öyküde olduğu gibi “tek vücut olabilmenin” tanımıdır. Sahipli’nin öyküsündeki aşk ise temel fikriyle agapik yapıya sahiptir. Çünkü Yunan mitolojisindeki gibi lanetlenen ruhlar/bedenler birbirlerini bulmak, yeniden bir araya gelmek zorundadır. Mitolojide ilkel insan nasıl Tanrı’ya saldırdıysa Sahipli’nin hikâyesindeki anneler de kaderlerini okült yollardan değiştirmek istediler. Ancak çocuk sahibi olma dileklerinin bir bedelinin olacağını bilemediler. Filmin öyküsü ve mitoloji arasındaki bu benzerliği ortaya attıktan sonra dizinin belki de seyirci adına en tartışmalı kısmı olan finali de daha anlamlı hale gelebilir. İlk bölümden beri yollarının kesişeceğini anladığımız iki başkarakterin geçmiş hikâyelerini ancak dizinin son bölümlerinde eksiksiz biçimde öğreniyorduk. Dizinin finaline gelirken “kutsal ağacın” altında bir araya gelen Selim ve Büşra karakterlerinin ruhları birleşir. Mitolojik hikâyedeki lanetten de bu şekilde kurtulurlar. Ancak Büşra’nın içinden çıkamayan kötü ruhu kendi içine çeken Selim, aşkının fedakârlığını da göstermiş olur. Agape temeliyle başlayan aşk öyküsü, dizinin gelişme bölümlerinde kıskanma ve sahip olma duygularına geçiş yaparak “love” biçimini alır. Love bildiğimiz anlamda, on sekizinci yüzyıl Avrupa sanatıyla da yükselişe geçen romantizmin bir tanımıdır. Finalde mitolojik öyküyü tamamlayan dizi, Selim’in son nefesiyle yaptığı eylemle de “amour” biçimi olur. Amour bahsi geçen diğer aşk tipinden farklı olarak bir tutkuyu gözler önüne serer. Âşık olduğun kişinin arzusunu kendi benliğinin önüne koyma, onu yüceltme ve fedakarlık yapma kavramlarıyla açıklanabilecek bir biçimdir. Kendi hayatını sevdiği için feda eden Selim de bu yapıdaki aşkı içinde barındırmaktadır. Karakterler bu söylediğimiz üç tip aşk kavrama da bir şekilde bulaşmış olurlar. Belki de bu değişkenlik seyircinin finalden bir türlü tatmin olmamasına yol açmış olabilir.

Daha önce bahsi geçen efekt meselesini genişleterek genel bir terim olan “atmosfer” meselesine de değinmeden yazıyı bitirmek istemiyorum. En minimal filmden en stilize yapıma kadar her film kendine bir evren yaratır ve bu evren seyirciye belli bir atmosfer sunar. Bu evrenler Sahipli gibi var olmayan ancak dünyevi gerçekliğe çok uzak olmayan bir köy de olabilir, Shire da olabilir, gerçekten insanların yaşadığı Erzurum’da bir köy de olabilir. Ancak hepsinin kendine göre bir atmosferi vardır ve bu atmosfer öyküye göre şekil alır. Ancak Shire’da geçen bir öykü yalnızca bir Hobbit’in Mordor’a ait bir yüzükle ilgili olmak zorunda değildir. Bu da değişen hikâye ile yaratılan atmosferin de değişeceğini gösterir. Fakat yine daha önceden adı geçen “tür kodları” belli atmosferleri de beraberinde getiriyor. Ayrıca dizinin televizyonda internet ortamında yapılması da sinema için belirlenen korku filminin atmosfer kodlarının daha kolay kullanılmasına yol açabilirdi. Ancak ticari sinema ve dizilerin düştüğü “parlaklık kaygısına” Sahipli de düşüyor. Karanlığı ve geceyi hissetmemiz gereken sahneler ne yazık ki doğal olmayan bir aydınlatmayla karşımıza çıkıyor. Var olmayan bir köyün karanlığını bizim dünyamızın ışık koşullarına göre değerlendirmek ilk bakışta yanlış olacaktır. Anca bu köyün ışık ve iklim koşullarının Türkiye’deki herhangi bir köyden farklı olmadığı öykü tarafından bize tanıtılmıştır. O yüzden doğallık dışı karanlık ve aydınlık arasındaki kontrast da diziciliğin verdiği bir parlaklık kaygısının olduğunu söylemek zor değil.

Yan öykülerin Selim ve Büşra’nın öyküsünü çok doğru şekilde beslediği, her karakter eyleminin ve duygusunun ana öyküde karşılık bulduğu Sahipli, yeterince korku ve beklentinin üstünde bir dramayla on bölüm boyunca internet ekranındaki yerini almıştı. Masum gibi üst düzey bir gerilim/dram hikâyesinden sonra seyirciler BluTV’den beklediği tatmini alamamış olsalar da Sahipli, dizi ve korku kelimelerini yan yana görmekten heyecanlanan izleyiciler tarafından hala keşfedilmeyi bekliyor.

[1] Siccin 2 (Alper Mestçi, 2015), Muhteşem Film.

82ekran için yazan: Ahmet Toğaç



Benzer İşler


" alt="BluTV’de Mayıs Ayında Neler Var?">

BluTV’de Mayıs Ayında Neler Var?

devamı

" alt="Yanlış Yerde, Yanlış Zamanda Yayınlanan Bir Şaheser: 46 Yok Olan">

Yanlış Yerde, Yanlış Zamanda Yayınlanan Bir Şaheser: 46 Yok Olan

devamı

" alt="Sakin ve Güçlü Bir Polisiye: Bozkır">

Sakin ve Güçlü Bir Polisiye: Bozkır

devamı

" alt="Bir Komediden Fazlası: The Kominsky Method (2018)">

Bir Komediden Fazlası: The Kominsky Method (2018)

devamı











82ekran sitesinin bütün hakları saklıdır. - 2017