Yukarı Çık
×
Kurtuluş Uyandığında Görünür Olmuştu: Görünen Adam

Kurtuluş Uyandığında Görünür Olmuştu: Görünen Adam

“İnternet; televizyon ve sinema dışında kendini ifade edebileceğin üçüncü bir alan. Buranın dili sinema ve televizyondan farklı. Zaman içinde bu dil kendini kabul ettirecek.”

Onur Ünlü

Türkiye’de, profesyonel ve büyük bütçeli dijital medya yapımları neredeyse bir yıldır hayatımızda. 2017’nin Nisan aylarında YouTube’dan yayınlanmaya başlayan Görünen Adam isimli internet dizisi de bu yılın ilklerinden biri. İnternetin en eski Türk fenomenlerinden olan Batesmotelpro’nun Patlak Sokaklar isimli dizisi ve bu sene BluTV üzerinden yayın hayatını sürdüren Sıfır Bir, YouTube’daki yerli denemelerden en popülerleriydi. Ancak Görünen Adam gerek arkasına aldığı sponsor desteği, gerekse profesyonel ekibiyle Türk sinema, televizyon ve internet yayıncılığı tarihine adını “ilk büyük bütçeli, profesyonel YouTube dizisi” olarak kazımış oldu.

Türk sinemasının son döneminin en aykırı yönetmeni sıfatını rahatlıkla üzerinde taşıyan Onur Ünlü, televizyon dizisi Leyla ile Mecnun ile oluşturduğu kitlesine yeni bir armağanı dijital medya üzerinden sundu. Son bir yıl içinde hayli üretken olan sinemacı, hem bağımsız işlerine (Kırık Kalpler Bankası, Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok, Put Şeylere) devam ederken hem de ticari olarak (Cingöz Recai) çalışmayı sürdürüyor. Görünen Adam’ı ise bu iki kutbun arasında görmemiz gerekiyor. Diziyi takip edenlerin hatırlayacağı gibi yapım, Denizbank’ın sponsorluğunda çekildi. Her ne kadar bir bankanın desteğiyle dizi yapılıyor olsa da, dijital platformun getirdiği özgürlük alanını da gözden kaçırmamak lazım. Muhakkak ki Onur Ünlü’nün zihni, TRT’de dizi yaparken ki zamanından daha rahattır. Yine de o Görünen Adam’ın YouTube kanalında verdiği röportajda, aslında işlerin çok da radikalleşmediğinden bahsediyor. Çünkü karşısında yine bir seyirci var ve bir bankanın desteğini almış bu yapım “izlenmek zorunda”.

Görünen Adam, Onur Ünlü’nün sinema evreni içinde çok beklenmedik ya da eşsiz bir eser olmaktan çok, devam eden üslubun yeni bir örneği. Belki hiçbir Onur Ünlü filminde böylesine fantastik bir dünyaya uyanmadık; ama bu dünyanın esintilerini Ünlü’nün işlerinde hep gördük. Görme/görünme/görememe mefhumları, özel güçler ve onların istemsizce var olmasını daha önceki yapımlarında da görmüştük. Örneğin Beş Şehir’de konuşacak, dert anlatacak Şevket karakteri, bir kediyi kendine dost edinmiştir. Çünkü insan, sosyal olmaya ve karşısındaki kişi üzerinden kendi kimliğini oluşturmaya gerek duyar. Beş Şehir’deki kedinin insan boyutlarında bir fizyolojiye sahip oluşu, Onur Ünlü’nin absürt biçiminden kaynaklansa da Şevket’in nevrotik durumu naiftir. Başkaları üzerinden kendi kimliğimizi oluşturma teması ise Görünen Adam’da iyice teşhir edilir olmuştur. Beş Şehir’deki Şevket’e göre Kurtuluş Göreleli, aşırı bir karakterdir. Fantastik güçlere sahip olma konusunda da çağrışımı en kolay Onur Ünlü filmi muhtemelen her okuyucunun adını zikretmemi beklediği Sen Aydınlatırsın Geceyi filmidir. Sen Aydınlatırsın Geceyi’nin naif fantezisinin karşısında Görünen Adam hem biçimsel olarak çok daha gösterişli hem daha dinamik hem de Beş Şehir üzerinden bahsettiğimiz gibi yine aşırıdır. Bu aşırılığın ve açıklığın dijital platformun getirisi olarak yorumlamak mümkündür. Çünkü sinema seyircilerini salonlara hapsederken, televizyon ve internet onların eline kumanda veya mouse verir. Tek tuşla değişebilen görüntüler arasındaki rekabet sinemada yoktur. Sinemada seyirci tercihleri daha kesin olmak zorundadır. Her ne kadar seyirci, salonu terk etme  özgürlüğüne sahip olsa da sinemadan ayrılan insan sayısı, televizyonda zap yapan insan sayısıyla yarışamayacak kadar azdır. Bu sebeple televizyon ve internetin sinemaya oranla daha dinamik ve açık oluşu da bundan kaynaklanmaktadır. Kurtuluş Göreleli’nin hikâyesi sinema perdesine yansıtılmak için çekiliyor olsaydı, onu durmadan macera içindeki bir karakterden çok, İtirazım Var’daki imam Selman Bulut karakterine benzer bir ağırlıkta seyredecektik. Selman diyanete bağlı bir personel olmasının yanında, aslında dinle olan bağını bu kurum dışında da kurabilen birisidir. Diyanet, Kurtuluş’un bağlı olduğu Sher-Teq kadar baskıcı ve zorba değildir. Ancak iki karakterin çalıştığı birimlere bağlılığı sıradan personellerden farklıdır. Kurtuluş, müşterisine bağırabilen, onunla iletişim kurmayı reddedebilen birisidir. Gözünü karartıp sevdiği için kurum içindeki erke baş kaldıran ve kovulmayı da göze alabilecek bir isimdir. Tıpkı yolundan gitmeye çalıştığı Karacaoğlan gibi. Hem hâkim iradeye kafa tutup, hem de sevdiği için kendini feda eden bir cesarete sahiptir. Peki, bu kuru bir cahil cesareti midir? Çünkü onu sıradan hayatı içinde ilk gördüğümüz zaman, daha “görünmezken” banyoda tek başına konuşurken bile ayna karşısında kendi imgesine karşı başını öne eğen biridir. Fakat patronunun, sevdiği kıza asıldığı sahneyi de aslında ilk olarak aynadan görecektir. Bu da Kurtuluş’un içindeki gücü fark etmesi için görünür olmasına, yani sosyal yaşama adapte olmasıyla ilgilidir.

Ayna ya da genel anlamda yansımalar, kendimizi görebilmemizi sağlar. Kendimizi görebilmek demek, varlığımızın farkında olmamızı sağlar. Yani var olabilmemiz için karşımızda bir “Ben”in olması gerekli. Sosyal hayat bize sunduğu ötekiler üzerinden kendimizi ve kimliğimizi oluşturmamızı gerekli kılar. Eğer görünmüyorsak aslında gerçekten yaşamıyoruzdur. Bu hikâye de temel olarak bu teori üzerinden yapısını oluşturuyor. Görünmeyenler dünyasında görünen tek kişi Eşref Şerif’tir. O da dünyaya teknoloji pazarlayan bir firmanın sahibidir. Kurtuluş Göreleli, dizinin başında her ne kadar, “Bu dünya sizin dünyanızdan biraz farklı.” diyor da olsa bizim dünyamızla görünmeyenlerin dünyası arasında pek de fark yoktur. Teknolojinin esir ettiği insanlar topluca görünse de görünmese de bir merkez tarafından yönetilen insanlardır. Eşref Şerif teknoloji ürünleri satarak tüm dünyaya yayılmış olsa da bu ona yetmeyecektir. Çünkü sattığı ürünler insanlar için zorunlu değil keyfi olarak tüketilen mallardır. İnsanları kendine muhtaç bırakması demek, tüm gücü eline almasıyla eş değer olacaktır. Güç istencinin altındaki sebeplerini de biliriz. Annesi küçük yaşından beri onu baskıladığı ve kendisine rol model olacak bir babaya sahip olamadığından tatmin edilmeye muhtaçtır. Güce ulaşamama mahrumiyetini teknolojiyi geliştirerek yönlendirmeye çalışır. Eşref Şerif’in cinsel kimliği net bir şekilde açıklanmıyor da olsa şimdiye kadar yapıyor olduğumuz Freudyen değerlendirmenin bir parçası olarak onun bir eşcinsel olduğunu ortaya atabiliriz. Annesini kendi eliyle öldürdüğünü öğrendiğimiz sahnede, “En azından ben dürüst biriyim, öldürmek istediğimde öldürürüm.” diyerek temel şiddet güdülerinin benliğinde baskın olduğunu da ortaya çıkartmış olur. Bu da benliğinde yatan eşcinsel kimliğin güç istenciyle baskılandığı ve hareketlerinin bu yüzden manyakça olduğunu göstermiş olur. Ayrıca Eşref Şerif’in tasarladığı teknoloji ürünleri gibi araya giren annesinin fotoğrafı da Eşref Şerif’e bire bir benzemektedir. Yukarıda bahsi geçen karşımızdaki kişiler üzerinden kimlik oluşturma fikrini yeniden hatırlayacak olursak, Eşref aslında sosyal normlarca rol model alması gereken babası yerine annesine yönelmiştir ya da yöneltilmiştir. Bu da onun yine baskıladığı cinselliğine ve güç eksikliğine bir işarettir. Çünkü ataerkil toplumda gücü elinde tutan anne değil baba figürüdür. Eşref de babası yerine annesine benzediği için kendisinde eksik olan hâkimiyet gücünün açlığı hissetmektedir. Cinsiyet demişken burada Eşref’in kadına çevirdiği en yakın arkadaşı Zühtü’yü devreye sokmamız gerekiyor. Çünkü Zühtü, yarı kadın bir karakterdir. Onu kadına çeviren kişinin, baskıladığı eşcinsel dürtüleri olan Eşref Şerif olduğunu öğrendiğimiz sahnenin ardından Zühtü, Eşref Şerif tarafından öldürülür. Ölümü ise travmatik bir biçimdedir. Çünkü Eşref Şerif, elinde tuttuğu kudret sembolü değnek/mızrak karışımı aletle onu öldürür. Yapısal olarak bu alet, erkek cinsel organı penisin sembolü fallusu çağrıştırır. Zühtü’nün ölmeden önceki son sözleri Eşref Şerif’e ilan-ı aşkıdır. Aslında bir erkek olan Zühtü de kadına dönüştüğü zamanlarda kadınlığından utanır haldedir. O da cinsel dürtülerini bastırıp bu dişil kimliğini devamlı reddetmiştir. Sosyal kodların son bulduğu ölüm anında ise özgürce içinden geçenleri sevdiğine açmıştır. Eşref Şerif hüzünlenip gözyaşı dökse de kendini erkek olmak zorunda hissettiği için gerçekleştirmek için hazırlandığı planına çalışmaya devam eder. Eşref Şerif’in arka planına yerleştirilmiş bu hikâye bu “manyağın” ne kadar başarılı tasarlanmış bir kötü olduğuna şüphe düşürmez.

Aynalardan geçip Eşref Şerif’in yaşamı üzerinde konuştuktan sonra Kurtuluş Göreleli’ye geri dönelim. Kurtuluş büyük bir teknoloji firmasının, harabeye benzeyen bodrum katında çalışmaktadır. Bu iş yeri, pas ve toz kaplı cihazların arasında bildiğimiz anlamda ileri teknoloji algısının dışında bir yere sahiptir. Aynı firmanın teknoloji fuarı ise bu bodrum katının tam tersi niteliğinde elit ve gösterişli bir mekândır. Bu iki mekân karşılaştırılmasından bile Kurtuluş’un baskı altında bir adam olduğunu anlayabiliriz. Kurtuluş’un evine bakacak olursak toplum normlarınca eksik görülen bir yaşam sürer. Çünkü bir aile kuramamış, arkadaşıyla yaşayan bir “serseri” niteliğindedir. Harita mühendisi olmasına rağmen ikinci sınıf bir işi vardır. Eğitimin toplum için yeterli olmadığı bu ev ve iş hayatıyla belirgin kılınır. Ancak onun ideali bir iş sahibi olmaktan çok bir kadınla yaşamaktır. Ev arkadaşından memnun olmamasının sebebi de budur. Belki Kurtuluş, Eşref Şerif’in yeteneklerine sahip olsaydı Tuman’ı bir kadına çevirip istediği hayatı kolayca elde edebilirdi. Ancak o kahramanlığa, kendisine önceden bahşedilmiş bir yetenekle kavuşamayacaktı. Bir âşık gibi saz çalmasının ve Karacaoğlan’la, Özay Gönlüm’le özdeşleştirmesinin sebebi de bu aşka kendini asla kavuşamayacak hissetmesidir. Kendi içindeki cevheri keşfedecek olan Kurtuluş, doğrudan adı gibi seyirciye aktarılmış olan Kurtuluş’unu saz çalarak bulamayacaktır. Öyle ki final bölümünde kendini ispatlamak için saz çalmasına gerek kalmayacaktır. Çünkü bu sınavı da aslında öteki üzerinden kazanır. Öteki saz çalamadığı daha geniş anlamda “sevgisiz” olduğu için kendini o sevgisizlik üzerinden aklar. Bu şekilde karakter kendi travmatik ozan yapısından kurtardığı gibi kimliğini de ispat etmiş olur. Görünmezler ülkesinde görünür olan Kurtuluş, kimliğini ancak bu sahneyle bulabilir. Görünür olması ona bir kimlik bahşetmemiştir. Hatta daha da yalnızlaşmasına yol açmıştır. Çünkü ötekilerden farklı olmuştur. Finaldeki vücut değişimiyle gerçekleşen son kimlik bunalımıyla ölümle yüz yüze gelen Kurtuluş, aynaya girip çıktıktan sonra kendini, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Eşref Şerif üzerinden tanımlar. Bir nevi onunla kendini kıyaslayarak kendi kimliğine kavuşarak farklılığından kurtulur. Tüm dizi aslında öteki üzerinden kimlik bulup, kendini eksik hissettiğin farklılığından kurtulma fikri üzerine kurulmuştur.

Bu iki karakter iyiliğin ve kötülüğün temsilcisi gibi gözükseler de aslında benzer motivasyonlara sahip olan iki kişidir. İkisi de toplum dışında kalmış karakterlerdir. Eşref Şerif kendini topluma kabul ettirmek için insanların yarısını kendi gibi yaparak herkesin kendisine tapmasını beklemektedir. Sosyal yaşama adapte olmayı güce bağlı kılar. Kurtuluş Göreleli ise aslında herkes gibi bir hayata sahip olarak toplum tarafından kabul görmeyi bekler. Ataerkil dünyanın kaidesi olarak evlilik, bir kıza âşık olup onu elde etmek şeklinde kodlandığı için onun yolcuğu da İpek’e doğrudur. Eksikliğini evlenerek giderip ataerkil güce hizmet eden küçük bir güç olmak ister. Aynı motivasyonda farklı gidiş yolları seçen karakterleri sosyal yaşamda farklı sonlar beklemektedir. Büyük sisteme karşı çıkan Eşref Şerif, sistem koruyucusu bilinçsiz süper kahraman tarafından bertaraf edilir. Finalde ödülünü kucaklayarak ışığa karışarak Kurtuluş, seyirci bakış açısında görünmez olacaktır.

 

82ekran için yazan: Ahmet Toğaç



Benzer İşler


" alt="Eflatun TV’nin Alternatif Sesi: İçten Sesler Korosu (2019)">

Eflatun TV’nin Alternatif Sesi: İçten Sesler Korosu (2019)

devamı

" alt="Bir Öğrencinin Adı 128, Sayı Değil: 128 (2017)">

Bir Öğrencinin Adı 128, Sayı Değil: 128 (2017)

devamı

" alt="Abartısız Slapstick: Yumurta (2016)">

Abartısız Slapstick: Yumurta (2016)

devamı

" alt="Pera’da Sinemaya Erken Adımlar – 38. İstanbul Film Festivali Ulusal Kısa Film Yarışması Filmleri">

Pera’da Sinemaya Erken Adımlar – 38. İstanbul Film Festivali Ulusal Kısa Film Yarışması Filmleri

devamı











82ekran sitesinin bütün hakları saklıdır. - 2017