Yukarı Çık
Kötülüğün Vücut Bulmuş Hali: “Yılan Hikayesi” Kürşat

Kötülüğün Vücut Bulmuş Hali: “Yılan Hikayesi” Kürşat

Şöyle arkamıza yaslanıp, ekran tarihinin gördüğü en karizmatik kötüleri sayacak olsak, birçoklarının listesine en baştan yazacağı karakterlerden biri de hiç kuşkusuz Kürşat olacaktır. Bir an olsun terk etmediği agresif duruşu, felfecir okuyan gözleri, tuzağa düştüğü zaman “Allah Kahretsin” diye bağırışı ile yalnızca bir zamanların değil, tarihin de gördüğü en değerli kötülerden biridir o. Eğer ki bugünlerde Yılan Hikayesi’nden efsane diye bahsedebiliyor ve bir döneme damga vurduğundan söz edebiliyorsak, bundaki en büyük paylardan biri de Tunca Aydoğan’ın tüm karizmasıyla hayat verdiği Kürşat’a aittir.

Peki, kimdi bu Kürşat? Hemen küçük bir özet geçelim. Hasan Ağa’nın sağ kolu, Gülsüm’ün yasak aşkı… Bir başka deyişle hem Memoli’nin hem de Erkan Ağa’nın can düşmanı. Esasen Yılan Hikâyesi’nde vuku bulan her hadisenin arkasında Kürşat’ı görmek mümkün. O, figüran olmayı reddeden, her daim başrolde yer almak için çabalayan, mafya tanımına tam anlamıyla uyan bir kötü adamdır. Hal böyle olunca da, Kürşat’ı hep bir kovalamacanın içinde görmek mümkün hale gelir.

Hemen  tarihte bir yolculuğa çıkalım. Yılan Hikâyesi, ilk gösterimini 1999 yılında Kanal D’de yapmış ve bir polisiye diziden bekleneni fazlasıyla vererek dikkatleri üzerine çekmiştir. Nitekim Yılan Hikâyesi’ni izlerken ziyadesiyle gülmek, doyumsuz bir maceranın içine atılmak ve en önemlisi özgün ve absürt karakterleri vesilesiyle samimi bir yapıya sıkı sıkıya sarılmak mümkün. Tüm bu hususlar diziyi yalnızca döneminin değil, aynı zamanda tarihin de en farklı işlerinden biri olarak nitelendirmemizin önünü açar.

Tabii konu böylesine kült bir diziden açıldı mı da karakterlerine temas etmeden geçmek olmaz. Uçuk kaçık bir komiser olarak tabir edebileceğimiz Memoli, onun “Köylü Güzeli” olarak adlandırdığı Zeyno ve her tuzağa düştüğünde “Allah Kahretsin” diye bağıran Kürşat… Bu üç karakterin, diziyi çekici kılan ana unsurlar olduğu aşikar. Hele hele insanın asabını bozan gülüşü, şeytanı kıskandıracak zekası ve en önemlisi hırsı ile Kürşat’ı dizinin ayrı bir noktasına konumlandırmak mümkün.

Hadi itiraf edelim. 90’larda çocuk olanların hayalinde yarattığı kötü adam figürü Kürşat’ın ta kendisidir. Bunun en büyük müsebbibi ise, tüm yeteneği ve üzerinden çıkarmadığı deri ceketiyle hafızalara mıh gibi kazınan Tunca Aydoğan’dır. Yetenekli oyuncu, dizi başladığında ana karakterlerden biri değildi aslında. Keza 90 bölüm süren ve oyuncu kadrosunda devamlı olarak sirkülasyon yaşayan bir dizide, finale kadar var olmak hatta bunun da ötesine geçerek ana unsurlardan biri olmayı başarmak, esasen takdir edilebilecek bir durum. Burada Tunca Aydoğan’a bir kez daha teşekkür edip, Kürşat’ın karizmasına geri dönelim.

En başta Kürşat, belki de dizide karikatürize olmayan tek karakterdir. Türlü planlar yapan, ancak her daim kazanmayan; aksine yeri geldiğinde tuzağa düşen ve kaybetmeyi de en az kazanmak kadar iyi bilen biridir o. Yanında yöresinde bir ordu yoktur onun, bir tek Yusuf’u vardır, o da ne olursa olsun, abisinin peşini bırakmamaya yeminlidir. Kısacası Kürşat, günümüzdeki mafyatik portreden oldukça uzaktadır; amiyane tabirle insan olabilmeyi başarabilmiş yegâne kötüdür.

Kürşat’ı Kürşat yapan, hatta Kürşat ismini zihnimizde kötüyle eş değer kılan en önemli etmen ise, karakterin her daim hinlik peşinde koşmasıdır. Diziyi izlerken bilirdik ki mevzu bahis Kürşat ise, orada bir alavere dalavere muhakkak baş gösterecek. Tabii üstüne üstlük Tunca Aydoğan’ın dört dönen gözlerini ve beklenmedik anda çıkagelen irrite eden gülüşünü de işin içine kattığımızda, Kürşat’ın ekran albenisinin doruk noktasına ulaştığını söylemek elzem olacaktır. Bu da karakterin tam manasıyla bir kötü olmasını ve yılan tabirine cuk oturan bir isim olarak baş göstermesinin önünü açmaktadır.

Tabii diziyi yakından takip edenlerin çok iyi hatırlayacağı şekilde Kürşat, ilerleyen bölümlerde izleyicisini şok etmeyi de ihmal etmez. Nitekim Gülsüm ile yaşadığı ilişki, tüm mafyöz tavırlar hepsi aslında koca bir yalandan ibarettir; hatta adı bile. O, Kürşat değil, Hakan adında bir aile babasıdır. Ancak Tunca Aydoğan karakteri öylesine beynimize kazımıştır ki, Kürşat’ın Hakan kimliği bir an olsun bile inandırıcı gelmemiştir. Nitekim senarist Tayfun Güneyer de düştüğü bu hatayı çabucak rafa kaldırarak, Kürşat’ı, Gülsüm’ün peşinde tekrar sahalara sürmüştür!

Biz Hakan’ı bir kenarda tutalım ve Kürşat’tan gitmeye devam edelim. Çünkü karşımızda mimiğin ete kemiğe bürünmüş hali, anlık değişen duygu durumunun mimarlarından biri duruyor. Kürşat’ı bir sahnede gülerken, üç saniye sonra karşısındakinin kafasına silah dayarken görmek pekala mümkün. Çünkü o, ne yapacağı asla kestirilemeyen, kafasını esti mi önünü arkasını düşünmeden her şeyi yapabilecek türde bir karakterdir. Nitekim Kürşat’ın birinci bölümden itibaren böylesine deli fişek olarak betimlenmesi de, onun yaptığı her hareketin daha inandırıcı bir şekilde karşımıza gelmesine olanak sağlar.

Dizi boyunca Kürşat’ın olmazsa olmazı ise ya Memoli’den kaçmak ya da Gülsüm’ü kovalamak olmuştur. Onun Memoli ile arasında vuku bulan kedi-fare oyunu ise, ikilinin git gide birbirlerine sempati beslemesinin de önünü açar. Keza bölümler ilerledikçe, Memoli Kürşat’a iyiden iyiye saygı duymaya başlar, hatta onun Hakan kimliğini iyice benimser. Ancak ikili hiçbir zaman aynı tarafta yer almaz. Çünkü onlar keskin çizgilerle birbirinden ayrılmış ve ilk bölümden son bölüme kadar izleyiciye böyle betimlenmiş iyi ve kötüdür. Ancak Kürşat’ın zamanla kendisini bu denli sevdirmesi, onu sempatik kötüler tarafında değerlendirmemize de fazlasıyla yardımcı olur.

Sinema tarihine geçmiş efsanevi kötüler vardır. Darth Vader, Joker, Alex, Hannial ve daha niceleri… Hepsini sevmemizin ortak nedeni, elinde bulundurdukları gücü hoyratça izleyicisine aktarabilmesinde ve özgün olmalarında gizlidir. Kürşat’a geldiğimizde ise amiyane tabirle bir sayko ile karşılaşmak fazlasıyla mümkün. En sinirli olduğu anda bile kahkaha atabilen, buna rağmen ciddiyetinden bir an olsun ödün vermeyen ve izleyicisine aynı anda farklı duyguları tattırabilen bir karakter… Bu da onu, Türk televizyonlarının gördüğü ilk orijinal kötü yapmak için yeter de artar bile!

Yılan Hikâyesi’nin en nefis karakterlerinden biri olan ve psikopat kelimesinin altını tam manasıyla doldurmasıyla dikkat çeken Kürşat, aradan geçen yıllara rağmen hala kötü dendiğinde zihnimizde canlanan ilk isim olarak öne çıkmaktadır. Ancak karakterin şanı öylesine yürümüştür ki, bu Tunca Aydoğan’ın kariyerinin önüne geçmiştir. Nitekim onu ekranlarda çok görmek istesek dahi, başarılı oyuncunun yıllar yılı yer aldığı proje sayısı, ne yazık ki bir elin parmağını dahi geçmiyor. Ne yapalım, biz de onu her daim, “Yılaaan” tonlamasıyla ya da “Allah Kahretsin” narasındaki vurgusuyla hatırlamaya devam ederiz! Bize, ekranlara ve kötülük kavramına getirdiğin bakış açısı için teşekkürler Kürşat!

82ekran için yazan: Polat Öziş



Benzer İşler


" alt="Rocky Kamera Arkası Arşivi">

Rocky Kamera Arkası Arşivi

devamı

" alt="Şahsiyet, Kambura ve Müjde Ar">

Şahsiyet, Kambura ve Müjde Ar

devamı

" alt="Yeni Nesil Eğlence: Aynen Aynen (2019)">

Yeni Nesil Eğlence: Aynen Aynen (2019)

devamı

" alt="TRT’nin Western’i Terk Etmesi Doğru Mu?">

TRT’nin Western’i Terk Etmesi Doğru Mu?

devamı











82ekran sitesinin bütün hakları saklıdır. - 2017