Yukarı Çık
Katilin Peşinde: The Alienist

Katilin Peşinde: The Alienist

The Alienist, başrollerini Daniel Brühl, Luke Evans ve Dakota Fanning gibi tanınmış isimlerin paylaştığı, yapımcılığını ise True Detective’in yönetmeni Cary Fukunaga’nın yaptığı bir dönem dizisi olmasının yanı sıra, merkezine aldığı oldukça gizemli bir seri katil hikâyesi ile de dikkat çekiyor.

Psikolojinin henüz doğduğu ve yeni yeni saygın bir bilim dalı olarak kabul görmeye başladığı 1896’nın New York’undayız. Gece vakti, köprüde vahşi şekilde katledilmiş bir erkek çocuğu bulunur. Psikolog olarak nam salmış olan Lazslo Kriezler (Daniel Brühl) arkadaşı John Moore’u (Luke Evans) cinayet mahallini resmetmesi için köprüye gönderir. Bunun yanı sıra kirli ve yozlaşmış New York polisinin başına yeni bir emniyet müdürü atanır: Theodore Roseevelt. Roosevelt bir yandan polis içindeki yozlaşma ile mücadele ederken bir yandan ise bu yozlaşmanın cinayet soruşturmasını kötü yönde etkileyeceğini düşündüğünden Lazslo’nun ayrı bir soruşturma yürütmesine göz yumar. New York Polis Departmanı’nın ilk kadın memuru olan Sara Howard (Dakota Faning) ise Roosevelt ve Kriezler arasında köprü oluşturmak adına Lazslo’nun grubuna dâhil olur. İşte, The Alienist’in hikâyesi de tam olarak bu noktada başlar.

Ekip bir yandan katilin peşine düşmüşken bir yandan ise kendi içlerinde bir yüzleşme ile karşı karşıya kalır. Her bir karakter kendisine ait olumsuz tecrübesiyle, başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, saklı kalmasını istedikleri deneyimleri ile yüzleşmek zorunda kalır. Karakterler arasında kurulan bağ ile her biri diğerini, saklı kalması arzu edilen ya da unutulmak istenen geçmişi ile zorlar. Bu da her bölümde bir yandan katilin kimliğine dair gerçeklerin gizemli bir koşuşturmacayı beraberinde getirmesine neden olurken diğer yandan ise ana karakterlerin geçmişine doğru oldukça ilgi çekici yolculuklar yapılmasına olanak tanır.

Aslını söylemek ve diziye kuşbakışı bir bakış atmamız gerekirse hikâyenin yeni ya da farklı hiçbir şey ortaya koymadığını dile getirmek mümkün. Vahşice işlenen cinayetler, katili arayan bir ekip, yozlaşmış polisler ve buna benzer türün nicelikleri daha önce benzer konseptlerde sık sık karşılaştığımız unsurlar. Ancak belirtmek gerekir ki, The Alienist türe yeni bir şey katmıyor olmasına karşın eline aldığı hikâyeyi de harcamıyor ve keyifli bir seyirlik sunmayı ziyadesiyle başarıyor. Ayrıca dönemi yansıtma işini çok iyi kotardıklarını da söylemek gerekir. Öyle ki bunu başarabilmek için ekip, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de sıfırdan bir plato kuruyor; 1896’nın New York’unu deyim yerindeyse baştan yaratıyor ve o yılların dokusunu oldukça benzer bir şekilde izleyicisine aktarıyor. Bu da sanat yönetimi açısından ne denli üst düzey bir iş yaptıklarının açık bir göstergesi olarak, takdiri fazlasıyla hak ediyor. Zira dönemi yansıtmak için efekt kullanımının yok denecek kadar az olması da daha gerçekçi görüntüler ortaya çıkabilmesine zemin hazırlayan hususlardan. Sıfırdan yaratılan mekânın yanı sıra kostüm seçimlerinde de turnayı gözünden vuran sanat ekibinin kolaya kaçmadan işini en doğru şekilde yaptığı ve böylelikle izleyicisine görsel bir şölen armağan ettiğini de defaatle ifade etmek gerekir.

Her ne kadar karşımızdaki dizi bir hayal mahsulü de olsa diziyi izlerken bazı hoş sürprizlerin izleyiciyi beklediğini söyleyebiliriz. Örneğin ilk parmak izi uygulaması, Lazslo’nun tam bir FBI profilcisi görünümü ve yine Lazslo’nun ilk kez seri katil deyimini kullanması gibi hususlar ilk bakışta göze çarpanlardan. Emniyet müdürü Theodore Roosevelt ise gerçekten de o tarihte o görevi üstlenmiş ve hatta sonrasında Amerikan Başkanlığı yapmış, önemli bir siyasi figürdür. Özellikle politikaya ve Amerika tarihine meraklı olanlar için bu küçük gibi görünen detaylar, muhakkak ki sevindirici ve ilgi çekici ayrıntılar olarak öne çıkacaktır.

Dizinin işleyişi ise tek yönlü olarak ilerliyor. Yani biz sadece katili arayan ekibin maceralarına ve yolculuklarına odaklanıyoruz. Bu da birçok soru işaretinin beraberinde gelmesine neden oluyor. Bir başka deyişle, ekip için katilin kim olduğu sorunsalı ne kadar büyük bir bilinmezlik içeriyorsa esasen bu izleyici içinde benzer şekilde gelişiyor. Bu tercihe, dizinin gizemli yapısını diri tutmak adına başvurulduğu aşikar. Keza bu yöntemle The Alienist son ana kadar meraklı gözleri üzerine çekmeyi başarıyor evet ama verdiği yanıtlarla izleyicisini ne denli tatmin ediyor, açıkçası bu da tartışmaya fazlasıyla açık bir konu.

Lazslo’nun vaka veya katil hakkındaki görüşlerinin seyirciye aktarılmasında yer yer problemler olduğu da bariz bir şekilde ortada. Yani Lazslo’nun bildiği ama seyircinin bilmediği/bilemediği durumlar yer yer söz konusu; ancak bunların minimum düzeyde tutulduğunu ve seyir zevkine çok fazla yük olmadığını da altını çizerek ekleyelim.

The Alienist, kendi içinde birtakım eksileri barındıran ancak dönemi yansıtma konusunda fazlasıyla iyi bir iş çıkaran ve üst düzey görselliğini ilgi çekici hikâyesiyle birleştiren, seyir zevki yüksek bir iş. Son kerteye geldiğimizde söylenmesi elzem olan söz ise; türün takipçisi olan ve dönem işlerine ilgi duyanları, The Alienist hayal kırıklığına uğratmayacaktır!

82ekran için yazan: Hasan Keşke



Benzer İşler


" alt="İyileşme, Sarah Lynn ve Sendikalaşma: BoJack Horseman 6. Sezon İlk Kısım">

İyileşme, Sarah Lynn ve Sendikalaşma: BoJack Horseman 6. Sezon İlk Kısım

devamı

" alt="Rocky Kamera Arkası Arşivi">

Rocky Kamera Arkası Arşivi

devamı

" alt="2001: A Space Odyssey Kamera Arkası Arşivi">

2001: A Space Odyssey Kamera Arkası Arşivi

devamı

" alt="Maceranın Ta Kendisi: Russian Doll (2019)">

Maceranın Ta Kendisi: Russian Doll (2019)

devamı











82ekran sitesinin bütün hakları saklıdır. - 2017