yukari cik
X
X

Kanatlanan Kelebekler: Aşk 101 (2020)

Kanatlanan Kelebekler: Aşk 101 (2020)

82ekran için yazan: Polat Öziş

“Kelebek bir defa kanatlandı mı, bir daha asla tırtıl haline gelmez.”
Colin Wilson

İlk duyurusu geçtiğimiz yıl yapılan ve Netflix’in Türkiye’deki üçüncü orijinal projesi olarak arz-ı endam eden Aşk 101 ya da orijinal adıyla anmak gerekirse Love 101 nihayet izleyicisi ile buluştu. Bir grup gencin kendi benliğine sahip çıkma hikayesini, 1998 Türkiye portresi üzerinden ele alan dizi, nostaljik sosuyla da ekran başına geçenlerle bağ kuruyor. Pınar Deniz, Kaan Urgancıoğlu, Alina Boz, Selahattin Paşalı, Kubilay Aka, Mert Yazıcıoğlu ve İpek Filiz Yazıcı’nın başrolleri paylaştığı dizi neler vadediyor? Gelin hep birlikte göz atalım.

Aşk 101, ülke televizyonlarında daha önce karşılaştığımız Koçum Benim, Lise Defteri hatta ve hatta Hayat Bilgisi gibi döneminde oldukça popülerlik kazanan lise dizilerinin yeni bir örneği. Keza dizinin televizyon dizilerinden alışılagelmiş pastel tonu koruduğu aşikâr. Ancak bu noktada Aşk 101’i muadillerinden ayıran yegâne konu, sertlik dozajını maksimize eden ve söyleyeceğini arka kapı aramadan dile getirmesi. Evet, karşımızdaki basit gibi algılanması pekala mümkün olan bir gençlik dizisi. Ancak Aşk 101 bu basitlikten, merkezine yerleştirdiği kimlik savaşı ile sıyrılıyor ve gençliğe has olaylar silsilesiyle de anlatımını süsleyerek akıcı bir yapıya bürünmeyi başarıyor.

Ülke sınırları içerisinde yapılan gençlik dizilerinde sistem ve aile eleştirisi görmeye pek alışık olduğumuz kavramlar değil. İyi niyetli örnekleri olsa da televizyonun çizdiği sınırlar içerisinde, belli kalıplara hapsolmuş yapımlar bunlar. Aşk 101’e geldiğimizde ise sıradan olmanın konfor alanı yaratacağı düşünülen bir yapı içerisinde farklı addedilmiş, ancak farklı olmalarının arka planında benzer problemler yatan bir grup gencin hikâyesine tanıklık ediyoruz. Esasen bu beş genci de birbirine bağlayan ana unsur, aile içinde yaşadıkları problem. Çocukları, henüz filizlenen ve ona verilen ehemmiyet ile bulunduğu konuma göre şekil değiştiren bitkilere benzetebiliriz. Keza büyük bir heyecanla tohumlanan bitkiler de ona verilen sevgi, su ve güneşe göre şekle girmez mi? Evet, Aşk 101’in ön planında bu beş genç var. Ancak arka planda da onları bulundukları konuma iten ve şimdi de ehlileşmesini bekleyen aileleri… Çocuklarını bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bir kimlik savaşının ortasına atan ailelere ve çocukların evde yaşadıkları travmadan bihaber olan eğitimcilerin onları toplumdan soyutlama çabalarını açıkça dile getirmesi, Aşk 101’i benzerlerinden ayıran ve hikâyenin cazibe merkezini oluşturan en önemli kavram.

Dizinin seyir zevkini arttıran en önemli yapı taşlarında biri de karakterlerin kendini adım adım keşfetme hikâyesi. Özellikle henüz 17 yaşında olan ve geleceği kocaman bir karanlık olarak gören bu beş gencin zoraki arkadaşlığının karakterlere yaşama sevinci aşıladığı aşikâr. Dizinin adım adım optimist söylemini güçlendirmesi de ekran başındakilere kocaman bir tebessüm armağan ettiği su götürmez bir gerçek. Tabii, dizinin odağa yerleştirdiği ve bir kurtarıcı figürü olarak beliren Burcu Hoca’nın misyonu da burada fazlasıyla kıymetli. Nitekim zamanla onun da bir kelebeğe dönüşerek kanatlanması ve toplumun dayatmalarından sıyrılarak benliğini bulması, anlatının temas ettiği keşif hikâyesini da güçlendiriyor.

Aşk 101’i izlenebilir kılan ve söylemlerini dişe dokunur şekilde sunmasına vesile olan kavram ise şüphesiz ki aşk. Özellikle aşkın kendine has çekiciliği ve bireyin duygularını harekete geçiren gücüyle, dizi seyir zevkini kolaylaştırıyor. Bu da arka planda seyreden acımasız Türkiye gerçeklerinin rahatça idrak edilmesine ve dizinin bir solukta tüketilmesine olanak tanıyor. Evet, karşımızdaki bir gençlik dizisi; ancak çocuk dizisi değil. Bunun bilincinde olan Aşk 101, yeri geldiğinde nostalji kozuyla, yeri geldiğinde beslendiği çatışma noktalarını öne çıkaran hamleleriyle temposunu düşürmüyor ve dolu dizgin bir anlatımla aşkı işlevsel kullanmayı başarıyor.

Senarist Meriç Acemi ve yönetmenler Ahmet Katıksız ile Deniz Yorulmazer’in de karakter yaratımındaki başarısına parantez açmak gerekir. Nitekim gençlik dizilerinin en büyük handikabı, birbirinin kopyası karakterler yaratmakken, Aşk 101’in bu noktada farklı atılımlar yaptığını söylemek mümkün. Özelikle hayat amacını henüz 17 yaşındayken para kazanmak olarak belirleyen ve her adımını buna göre atan Osman’ın varlığı oldukça değerli. Keza yaşamın yegâne gerçeğini bu kadar erken keşfeden bir karaktere gençlik dizilerinde rastlamak pek mümkün değil. Benzer şekilde ailesi tarafından dışlanmış, kitaplar ve alkol aracılığıyla dünyayı tanıdığını düşünen Sinan’ın bilge tavırları da diziye özgünlük katmada ziyadesiyle önemli. Ancak dizinin asıl gizli kahramanı ise Işık. Daima kendine dayatılanı sorgulamadan yerine getiren ve bu nedenle de örnek öğrenci olarak betimlenen karakterin “doğru nedir” sorusu altından yaşadığı çatışma ve dönüşüm aslen Aşk 101’ün vermek istediği mesajın ta kendisi.

Gelelim dizinin zayıf noktalarına. Her ne kadar, Aşk 101’i söylemi ve üslubuyla gençlik anlatıları içerisinde iyi bir noktaya konumlamak mümkün olsa da dizinin yaptığı yanlışlar, yer yer sıradanlaşmasına ve kendi ayağına sıkmasına neden oluyor. Özellikle hikâyenin fazlasıyla tahmin edebilir olması, diziye karşı oluşması muhtemel heyecanın önüne geçerek yer yer seyir zevkini baltalıyor. Karakterler arasındaki ilişkilerin ilk bölümden itibaren gizemden yoksun aktarılması ve oluşabilecek sürprizleri anbean açık etmesi anlatının en büyük noksanı. Üstüne üstlük finale doğru söylemini iyice didaktik hale getirmesi ve kendini bir öğretici olarak konumlandırması, fazlasıyla göze batıyor ve Aşk 101’ün tüm albenisine zarar veriyor.

Değinilmesi gereken hususlardan biri de basketbol. Kabul edelim, basketbol Türkiye’de hala her sokak arasında popüler olan ya da futbol kadar ilgi çeken bir spor değil. Hal böyle olunca da eline top alan her bir kimsenin harikalar yaratması beklenemez. Türkiye’de yapılan gençlik dizilerinde de hikmeti bilinmez bir şekilde daima basketbol odakta yek alıyor. Aşk 101’de de yine Kerem ve okula yeni gelen basketbol koçu Kemal vesilesiyle basketbola yer verildiğini görüyoruz. Ancak Kubilay Aka’nın basketbol ile haşır neşir olmadığı, topu eline aldığı ilk andan itibaren göze çarpıyor. Ve bu da dolayısıyla anlatının gerçekliğini zedeliyor. Hal böyleyken, tüm gençlik dizilerinde ille de basketbola yer verme dürtüsü anlamsız. Ya basketbol geçmişi olan, şut mekaniğini bilen oyunculara yer verilmesi ya da Türkiye’de herkesin daha iyi bildiği futbolun merkeze alınması gerekir. Aksi takdirde gençlik dizilerimiz, basit birer Amerikan özentisi olmaktan öteye gidemiyor.

90’lar nostaljisi, merkezine yerleştirdiği kimlik savaşı, akıcı ve eğlenceli üslubuyla seyir zevki yüksek bir iş olan Aşk 101, eksikleri olan ancak kendi meşrebine göre değerlendirildiğinde başarılı bir gençlik dizisi. Özellikle muadillerine nazaran sulu zırtlak bir romantizmden uzak durma çabası, derdini arka kapı aramadan ifade etmesi ve anlatının temposuna birebir hizmet eden müzikleriyle, tek solukta tüketilmesi mümkün. Son kertede söylenmesi gerekir ki, büyük beklentilerden uzak şekilde izlendiğinde Aşk 101, amacına hizmet eden ve her yönüyle gençliği, gençliğin yürümekte olduğu zorlu yolu ifade etmesi açısından değerli bir iş.

 




82ekran sitesinin bütün hakları saklıdır. - 2020