Yukarı Çık
Gezi Parkı’nda Değişim Ömür Boyu: Bir Maç Günlüğü (2013)

Gezi Parkı’nda Değişim Ömür Boyu: Bir Maç Günlüğü (2013)

82ekran için yazan: Ahmet Toğaç

Kısa film biçimi ve süresi tartışılan bir format olmuştur. “Kısa film gibi kısa film” tarzı yorumlar kısa film festival takipçileri tarafından hayli duyulan ve kullanılan bir ifadeye dönüşmüştür. Küçük bir anın kaydını kısa ama vurucu şekilde yapabilen filmler bu formatın en nadide eserleri olmaya devam edeceklerdir. Deniz Özden’in Bir Maç Günlüğü de bu eserler arasında yakın zamanda akla gelen önemli örneklerindendir. Gezi Parkı protestolarının arkasından gelen filmler arasından da hatırlanacak herhalde birkaç kısa filmden biri olacaktır. Sosyal anlamda Türkiye’yi ciddi şekilde etkileyen bu protesto, romantik düzeyde bir “son şans” görülüyordu. Film de bu son şansın artık elden kaçan bir durum olarak yansıtıyor. Kıraathane/kumarhane arası bir yerde milli takım futbol maçını izleyen erkek grubu/güruhu, sokaktaki saldırı altındaki protestocuları, ekseriyeti kadın, görmezden gelirken televizyonda duydukları cümle, milli takımın “son bir şansa” sahip olduğudur.

İki grup da son şansları için neredeyse hayatını ortaya koyan kişileri içerir. Ancak kameranın önündeki grup, hayat memat meselesini ekrana bakarak gerçekleştiren kişilerdir. Onlar için güruh yorumunun yapılması da bu yüzdendir. Bununla beraber film, biz sinema seyircisini de televizyon izleyen grupla aynı yerde konumlandırıyor. Çünkü plan sekans içinde milli duygulara bağlı ataerkil toplumun görmezden geldiği sokak olayı aslında seyircinin fark edip müdahale edemeyeceği bir şekilde sunuluyor. Seyirci kesintisiz bir bakışla koltuğuna zincirleniyor. Ayrıca varlığını hissettirerek sahnenin merkezindeki karaktere doğru yaklaşıp uzaklaşan kamera, seyirciyi filmden yabancılaştırarak yüzümüze bir ayna tutuyor. Kamera bizi televizyon izleyen güruha bakmaya zorluyor. Bu hareket ve kesintisizlik rahatsız ediyor çünkü televizyona bakmaya o kadar alışmış bir toplumu buna zorluyor. Tek bir an, tek bir hareket, tek bir plan sekans… Basit gibi görünüyor ancak son derece vurucu. Kısa film gibi kısa film yorumunu sonuna kadar hak eden bir eser.

Film tek bir karaktere yapılan kamera hareketi dışında sabit açıdan izleyiciye bir hikaye sunmaktadır. Ancak bu sabitlik durağanlığı beraberinde getirmez. Camın arkasından gördüğümüz kitlenin durmak bilmez hareketi bu sabitliği hatta tutuculuğu bozan bir devingenliktedir. Kıraathanedeki güruh telaşlı görünseler de kıpırtısızdır. Bakışlarıyla kilitlendikleri televizyon dışında olanlardan habersiz bir kıpırtısızlıktalar. Protestocular ise haliyle karşı duruşlu, değişim ve dönüşüm talebindedir. Onlar uzak da olsa da odağımızdaki kitle oradadır. Neticede devingenlik, kıpırtısızlıktan her zaman daha göz alıcıdır. Bu odaklanma meselesinin dışında film zamansal olarak da devingendir. Gezi Parkı protestolarının olduğu zaman halk kitlesel olarak devingenliğe dahil olup tutucu olmaya çalışan tarafa karşı gelmiştir. Kıraathanenin içi ne kadar donuk ve köküne tutunmakla meşgul olursa olsun uzakta olanın veya uzaklaştırılmaya çalışan ötekinin devingenliği tutuculuğa bir direnç oluşturmaktadır. Bu devingenliği filmin zamana göre farklı okunması meselesiyle de ilişkilendirebiliriz.

Şöyle ki bugünlerde Gezi Parkı soruşturması ve İstanbul’da yenilenecek olan Belediye Seçimleri gibi gündemlerle zihinsel ve davranışsal olarak halk kilitlenmiş haldedir. Yine benzer tarafın tutuculuğuna karşı değişimi savunan halk tıpkı o zaman olduğu gibi bu günlerde de birlik halinde değişime açtır. Tutmaya ve muhafaza etmeye çalışan kitle hala aynı motivasyondayken protestocuların devingenliği onları hep taze ve yeniliğe açık halde tutmuştur. Yani Bir Maç Günlüğü’nün anlatısını o günden bugüne taşıdığımızda yaratılan temaları yeni okumaya tabi tutmak mümkün olmaktadır. Bu da filmin kıraathanedeki kitlenin sevinçleri ve protestocuların acılarını karşılaştırıp karamsar bir tablo çizmediğinin göstergesi olabilir. Devinim içinde olan kitle yeni gündeme göre yeniden kendini hissettirebildiğine göre değişim gücü ve istencinden bir şey kaybetmemiştir. Hala o kitle muhafaza edilmek istenen bağlılığı ve kıpırtısızlığı bozup çekiştirmek niyetindedir. Devingenlik film içinde bakışın uzağına yerleştirilse de süreklilik için tutucu kitleyi de yavaş yavaş akışa katacağını düşünebiliriz. Çünkü sürekli tutuculuğa karşı gelen sürekli hareket her gün onu aşındırmaktadır.

Sinemanın icadının arkasındaki motivasyonun “resimleri hareketlendirmek” olduğu düşünüldüğünde sinema, yapısal olarak devingenliği içinde barındırmaktadır. İçerik bağlamında da anlatı, küçük ya da büyük değişimin temsilini oluşturmaya çalışır. Bu yüzden muhafazakar öncüllerle sanat ya da sinema yapmak büyük oranda toplumsal karşılığı olmayan sonuçlar ortaya çıkartır. Yapısında değişim barındıran bir sanata karşı tutucu olmak ona karşı gelmek demektir, bu da form olarak uyumsuzluk yaratır. Ancak böyle bir filmin özündeki devinim, üzerinden zaman geçtikçe o zamana göre kendini değiştirmesi ve yenilemesiyle sinemayla olan bağının ne denli doğru kurulmuş olduğunu fark edilir kılar. Muhafaza etmeye karşı uzaktaki dönüşümü gösteren film, bugün seyredildiğinde toplumun başka bir dönüşümünü yine hissedilir kıldığından değerli olmaya devam edecek bir yapımdır.

Yapımcı: Funda Alp

Senarist-Yönetmen: Deniz Özden

Görüntü Yönetmeni: Emre Eraslan

Işık: Turgut Pelit

Ses: Tacettin Furuncuoğlu

Kurgu: Deniz Özden

Yapım Tarihi:  2013
Süre: 5:08

 



Benzer İşler


" alt="Boğaziçi Film Festivali Ulusal Kısa Kurmaca Geçidi">

Boğaziçi Film Festivali Ulusal Kısa Kurmaca Geçidi

devamı

" alt="Geç Kalışa Hazırlık: Hazirîyek Bo Derengmayînê (2018)">

Geç Kalışa Hazırlık: Hazirîyek Bo Derengmayînê (2018)

devamı

" alt="2018’in Hayal Kırıklıkları">

2018’in Hayal Kırıklıkları

devamı

" alt="The Death of Dick Long (2019): Niye Böyle Kitsch’dir Trajikler?">

The Death of Dick Long (2019): Niye Böyle Kitsch’dir Trajikler?

devamı











82ekran sitesinin bütün hakları saklıdır. - 2017